Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
peşinen
Anlamı:

1. zarf , zarf , zarf , zarf , Peşin olarak, önceden

Örnek:

1. Kâğıt parasını oyuna başlamadan peşinen cepten vereceğiz.

1. Kâğıt parasını oyuna başlamadan peşinen cepten vereceğiz.


Lisan : Farsça pīşīn + Arapça -en

Telaffuz : peşi:nen

peşini bırakmamak
Anlamı:

1. bir kimseyi veya şeyi izlemekten vazgeçmemek

Örnek:

1. Başımın belası! Peşimi hiç bırakmaz.

1. Başımın belası! Peşimi hiç bırakmaz.


peşkeş
Anlamı:

1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , Yaranmak amacıyla uygunsuz olarak verilen şey


Lisan : Farsça pīşkeş

peşkeş çekmek
Anlamı:

1. başkasının malını birine bağışlamak

2. verilmemesi gereken bir şeyi uygunsuz bir amaçla veya yersiz olarak birine vermek

Örnek:

1. Kocasını ardı arkası gelmeksizin kandırdığı yetişmiyormuş gibi bazen genç kızları da şuna buna peşkeş çekermiş.

1. Kocasını ardı arkası gelmeksizin kandırdığı yetişmiyormuş gibi bazen genç kızları da şuna buna peşkeş çekermiş.


peşkir
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Genellikle pamuk ipliğinden dokunmuş ince havlu

Örnek:

1. Kafası babasının dükkânıyla meşgul olan oğul, elini yüzünü yıkamış, duvardaki peşkiri alıp odaya dönerken kadın pencereye az önceki gibi dayandı.

1. Kafası babasının dükkânıyla meşgul olan oğul, elini yüzünü yıkamış, duvardaki peşkiri alıp odaya dönerken kadın pencereye az önceki gibi dayandı.

2. Yemek yerken kullanılan, el kurulanan, büyük mendil biçiminde pamuk veya keten bez, peçete

Örnek:

1. Henüz birkaç yudum içtiği şarabın ıslaklığını sapsarı bıyıklarının üstünden peşkiriyle silerek dedi ki...

1. Henüz birkaç yudum içtiği şarabın ıslaklığını sapsarı bıyıklarının üstünden peşkiriyle silerek dedi ki...


Lisan : Farsça pīşgīr

peşkirci
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Peşkir dokuyan veya satan kimse


peşkircilik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Peşkircinin işi


pesleşme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Pesleşmek durumu


pesleşmek fiil
Anlamı:

1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Ses hafif, yavaş duruma gelmek


peşli
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Peş (II) eklenerek genişletilmiş (giysi)

Örnek:

1. Hacı Kalfa, bugün arkasına dört peşli bir eski zaman entarisi giymiş.

1. Hacı Kalfa, bugün arkasına dört peşli bir eski zaman entarisi giymiş.


peşmelba
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Çekirdeği çıkarılmış yarım şeftalinin genellikle vanilyalı veya kaymaklı dondurma üzerine oturtulması ve krema ile süslenmesiyle yapılan bir tür tatlı


Lisan : Fransızca pêche melba

peso
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Arjantin, Dominik Cumhuriyeti, Filipinler, Kolombiya, Küba, Meksika, Şili ve Uruguay para birimi


Lisan : İspanyolca peso

Telaffuz : pe'so

pespaye
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Alçak, soysuz, aşağılık

Örnek:

1. Zaten yemişleri asil ve pespaye olarak ikiye tasnif etmek pek kolaydır.

1. Zaten yemişleri asil ve pespaye olarak ikiye tasnif etmek pek kolaydır.


Lisan : Farsça pest + pāye

Telaffuz : pespa:ye

pespayelik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Alçaklık, soysuzluk


pespembe
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Her yanı pembe, çok pembe


Telaffuz : pe'spembe

peşrev
Anlamı:

1. isim , isim , müzik , müzik , isim , isim , müzik , müzik , Klasik Türk müziğinde faslın giriş taksiminden sonra, şarkıdan önce çalınan parça

Örnek:

1. Bir giriş bölümünü birlikte dinliyoruz, ağır bir peşrev eşliğinde birbirimizi yokluyoruz.

1. Bir giriş bölümünü birlikte dinliyoruz, ağır bir peşrev eşliğinde birbirimizi yokluyoruz.

2. spor , spor , spor , spor , Güreşe tutuşmadan önce pehlivanların ellerini birbirine ve uyluklarına vurarak ve hafifçe sıçrayarak yaptıkları gösteri

3. edebiyat , edebiyat , edebiyat , edebiyat , Halk hikâyelerinde, türkülerin okunup çalınışı sırasında türkü aralarına katılan mâni türünden küçük türküler


Lisan : Farsça pīş-rev

pest
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Pes (II)


peştahta
Anlamı:

1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , isim , isim , eskimiş , eskimiş , İş masası gibi kullanılan çekmece

2. Sarrafların üzerinde para saydıkları tahta


Lisan : Farsça pīş + taḫte

Telaffuz : pe'ştahta

peştamal
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Hamamda örtünmek için kullanılan ince dokuma

Örnek:

1. Misafirlere mahsus bir sürü yedek silecek bohçaları peştamalından kesesine kadar hazır durur.

1. Misafirlere mahsus bir sürü yedek silecek bohçaları peştamalından kesesine kadar hazır durur.

2. İş yaparken bele bağlanan uzun, geniş dokuma

3. Başa ve omuzlara örtülen dokuma

Örnek:

1. Sonra onun da arkasındaki peştamal kan içinde, saçları didik didik, yuvarlandığını gördüm.

1. Sonra onun da arkasındaki peştamal kan içinde, saçları didik didik, yuvarlandığını gördüm.


Lisan : Farsça puştmāl

peştamal kuşanmak
Anlamı:

1. peştamal giyinmek

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , bir zanaatta ustalık kazanmak


peştamalcı
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Peştamal, futa, havlu vb. dokuyan veya satan kimse


peştamalcılık
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Peştamalcının işi


peştamallı
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Peştamalı olan

Örnek:

1. Babam peştamallı başımı okşadı ve on dakika sonra yola çıktık.

1. Babam peştamallı başımı okşadı ve on dakika sonra yola çıktık.


peştamallık
Anlamı:

1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , ticaret , ticaret , isim , isim , eskimiş , eskimiş , ticaret , ticaret , Hava parası

2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Peştamal olmaya yarayan (dokuma)


peştamalsız
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Peştamalı olmayan